Kendilerine verilen boş koltuğu dolduramadan, iktidarlaşmayı gerçekleştiremeden adeta işlerini güçlerini bırakıp Akdeniz sahil şeridindeki Alevi bölgelere katliam yapmak üzere akın eden cihatçı faşistler tam da eğitildikleri gibi ve kimliklerinin gereği olarak vahşet örnekleri sergiliyor. Doğru kaynaklardan yansıyan veriler, sözü geçen rakamların çok ötesinde bir katliamın yaşandığını haber veriyor.
Gerçekte savaşın müsebbibi olan emperyalistlerin bir dokunuşu ile “barışın” geldiğini veya geleceğini zannedenlere; “Suriye’de savaş bitti” diyenlere, HTŞ’yle beraber bir yaşam/gelecek kurmaya hazırlananlara, HTŞ’nin bizzat kendisi, bu işlerin kravatla, takım elbiseyle değişmediğini gösteriyor.
Kimse kendini kandırmasın; emperyalizmden ve ürettikleri cellatlardan dost olmaz. Colani’nin katliam yapan güçleri önce kutlaması daha sonra da “olayları soruşturma komitesi kurulduğunu” duyurması kimseyi şaşırtmamalı, inandırıcı bir adım olarak da görülmemelidir. En iyi bildikleri işi yapıyorlar.
Emniyet müdürlerinden kurdukları anayasa komisyonuna ve bakanlara kadar HTŞ’nin tüm kadroları, Suriye’de savaştırılmak için toplanmış cihatçı katillerden oluşuyor.
Onlar, emperyalist laboratuvarlarda üretilmiş profesyonellerdir. Emperyalizmin operasyon gücü olarak rol almaktadır. Gazze’de soykırım yapanlardan ve destekçilerinden, bugüne dek atom bombasından kimyasal silaha kadar yasaklanmış silahlar dahil her yönteme başvurup katliam yapanlardan nasıl barış çıkmazsa HTŞ denilen çeteden de çıkmaz.
HTŞ, emperyalizm ürünü bir araçtır; ABD’dir, İngiltere’dir ve tüm işbirlikçilerdir. Bugüne kadar onları kimler örgütleyip, eğitip donattıysa yaşanan katliamlardan sorumludur. Onlara verilen rol Suriye’yi yönetmekten çok, alan tutmak, operasyonel güç olmak ve İsrail dahil sahiplerine sorun çıkarmayacak sınırlar içinde kalmaktır.
Bakışta da duruşta da netliğe ihtiyaç var
Suriye’de etnik veya inanç kesimleri içinde Arap Alevileri hariç hemen hepsinin arkasında bölgesel veya küresel bir güç var. Aleviler sürecin başından beri hedef haline getirildi. Tabii bu son saldırıda Akdeniz kıyı şeridine dair hesapların olma ihtimali de zayıf görünmüyor.
Gelişmeler, Suriye’nin ve bölgenin uzun süre sıcak kalacağını, savaşın çeşitlenerek ve kapsam büyüterek devam edeceğini gösteriyor. Burada, emperyalist denklemlere şu veya bu oranda yedeklenmek, dostu da düşmanı da onların ölçülerine göre tayin etmek düşülecek en büyük yanılgı olacaktır. Örneğin “Barış ve Adalet Konferansı” toplarken, yaptıkları çağrıda “Suriye’de 61 yıl süren Baas iktidarı ve 13 yıllık iç savaş, milyonların ölümü, yağmalanması, göçmenleşmesi ve sefaleti ile şimdilik sona erdi” diyenler, HTŞ’yi kendi normalleri içinde sayanlar, niyetten bağımsız olarak bu oluşan katliam tablosuna zemin hazırlayıcı duruma düşmektedir.
Israrla gelişmelerin sınıfsal boyutu görülmek istenmiyor; Netanyahu neden hala yeni düzenin makbul kadrolarındandır; Suriye için neden HTŞ uygun araç olarak görüldü; Trump neden 2 milyar dolar para harcanarak seçtirildi; Gazze katliamı neden önlenmiyor? Bunlar nasıl okunmalı nasıl değerlendirilmelidir?
Hangi ad ve kamuflajla anılırsa anılsın olgunun özü şudur; 13 yıldır katliam yapanlar, iktidara taşındı. Katliam yapmak için eğitilip donatlıp finanse edilenlere Şam’da boşalan koltuk verildi.
Fetvalarla emperyalist politikalar iç içe geçti. Daha önce asanlar, kesenler, tecavüz edenler şimdi “devlet” oldular.
Böyle bir iktidar değişimini barış olarak adlandırmak için barıştan bihaber olmak gerekiyor. Kimileri için Marksizmden uzaklaşmak marifet gibi görünse de hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz. Barıştan söz etmek için savaşın nedenlerinin ortadan kalkmış olması gerekiyor; barış çağrısına özgürlüklerin eşlik etmesi gerekiyor. Ne yazık ki bu perspektife, bu ölçülere giderek bir yabancılaşma söz konusu. Marksizmle aynı dili kullanmak yerine emperyalizmle, Siyonizmle aynı dil kullanılıyor.
Herkes rolünü oynuyor
Türkiye’de yandaş medyanın Suriye’deki katliam haberlerini “İçerideki Esed artıkları” başlığıyla vermesi kimseyi şaşırtmadı. Herkes rolünü oynuyor.
Bu arada “Türk ve Türkiye Yüzyılı”ndan bahseden Bahçeli’nin, PKK tarafından yapılan ateşkes çağrısını, “doğru, dengeli ve isabetli” bulmadığını görüyoruz. “Siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmayı” aymazlık olarak niteleyen Bahçeli, YPG’nin çağrıdan muaf olarak değerlendirilmesini ise “örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkili” bulmuştur.
Bu haberler Ortadoğu’da, Suriye’de veya Türkiye’de barıştan söz edenler için ne anlam ifade ediyor bilmiyoruz ama bölge halklarının büyük bir tehditle karşı karşıya olduğuna dair uyarı notu düşme ihtiyacı duyuyoruz.
Herkes rolünü oynarken, emperyalist projelere yedeklenmekle malul olmayan en geniş muhalif kesimlerin de rolünü oynamak üzere, bir araya gelmesi, kendi sözünü ortaklaştırarak en güçlü biçimde söylemesi acil ve zorunlu bir görevdir; tarihsel bir sorumluluktur.
Devrimci Hareket
10 Mart 2025