19 Mart’la beraber yükselen “bu bir darbedir,” “darbeye darbe denilmeli” çıkışlarının ifade etmeye çalıştığı, içerik itibariyle doğru olsa da ülkede olup biteni bütünlüğü içinde doğru anlamak, duruşu da ittifakları da mücadele hedefini de isabetli biçimde tanımlamak açısından bir ihtiyaçtır.
1980 sonrasında genelde dünyada özelde Türkiye’de bir daha darbeye, mümkün olduğunca ihtiyaç bırakmayacak düzenlemelerin yapıldığı, ekonomiden siyasete, kültürden sanata, neoliberalizmin gereklerinin yerine getirilmesi oranında bu konuda başarılı olunduğu biliniyor.
AKP’li Türkiye önemli bir laboratuvardır
24 Ocak kararlarının darbe eşliğinde devreye sokulması sonrasında 20 yıl boyunca yapısal uyum yasalarıyla, OHAL vb. uygulamalarla ülke biçimlendirilmiş olmasına rağmen, 2000’in başında yine müdahaleye ihtiyaç duyulmuş, önce 3’lü koalisyon dağıtılmış sonra da AKP iktidara getirilmiştir. AKP’nin ülkeyi tepeden tırnağa emperyalizm eliyle yeniden biçimlendirmesi (yeniden sömürgeleştirilme) sonrasında özellikle 2016 darbe girişimi sonrasında ülke hızla bir darbe iklimine sokulmuştur. Önce OHAL ilan edilmiş, hızla pek çok yasa çıkarılmış ve sonrasında 2017’de darbe iklimi, kesintisiz darbe kurumsallaştırılmıştır.
Birçok açıdan ama özellikle emperyalizm ve tekelci sermayenin hakimiyeti açısından, süreklilik kazanan mekanizmaları ile 12 Eylül’ü aşan bir süreç geliştirilmiştir. “Türk tipi başkanlık” olarak da tanımlanan işleyiş, bugün gelinen aşamada, Trump’ın tüm dünya için ilan ettiği ölçüsüz, kuralsız savaşın lokal biçimlerindendir. Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni, uluslararası yasa ve kuralları tanımamakta, ABD egemenlerinin çıkarı gereği bir darbeci gibi davranmaktadır. Erdoğan da Anayasa Mahkemesi’ni tanımamakta; seçimleri, Meclis’i ve gerektiğinde mevcut yasaları, hak ve kazanımları yok sayarak anlamsızlaştıran bir tek adam olarak rolünü oynamaktadır.
Bu resmi, çeşitlendirip büyütebiliriz. Önemli olan karşımıza çıkan fotoğrafla yetinmemek, olguyu bir bütün halinde görebilmektir. Anımsanacak olursa 2013 Gezi sürecinde, ilk kıvılcım, tetiklenme noktası Gezi parkı, ağaç katliamı olsa da gerçekte direniş, AKP’nin 10 yıllık saldırıları, hak gaspları, zulmü vb. karşısında halkın topyekûn tepkisini ifade ediyordu. Bugün de evet, kayyumlar, tutuklamalar vb. yöntemlerle halkın iradesine, tercihlerine darbe yapılıyor, yargı bir sopa gibi kullanılıyor; ancak aynı zamanda bir darbe iklimi içinde olduğumuz ve bunun bizzat emperyalizm eliyle/desteğiyle gerçekleştirildiği de unutulmamalıdır.
Gezi dersleriyle mücadeleye devam
Gezi direnişi birçok açıdan öğretici dersler bıraktı. Halklar için öyle çok öğretici ve güven vericiydi ki hayatında hiçbir eyleme katılmamış geçler, anne ve babalar sokaktaydı; örgütlü olan örgütsüz olanla, çalışma yaşamında olan toplumun işsiz dahil diğer kesimleriyle fiilen, sokakta, aynı amaçla yoldaşlaştı. Birleşik mücadeleden, ittifaklardan, forumlardan ve meclislerden yani halkın kendi sözünü söylemesinden, karar sahibi olmasından ne anlaşılması gerektiği somutlandı.
Halkın umudunu ve özgüvenini büyüten bu öğretici pratik, iktidarı çok korkuttu; öylesine korkuttu ki bir taraftan adım adım bu birikimin, deneyim ve kazanımların tasfiyesi için ne gerekiyorsa yapıldı, diğer taraftan bugün hala Gezi gözaltılarına ve tutuklamalara başvuruluyor.
Bugün bu sürecin kazanıma dönüşmesi ve devamlılığı için doğru okuma birinci koşuldur.
İtiraz halklaştığı andan itibaren artık mesele “İmamoğlu meselesi” değil, sokakta direnişin dilinde de görüldüğü gibi halkların özgürleşme meselesidir. İkinci koşul da sokakta büyüyüp çeşitlenen direnişin iradesinin, koordinasyon ve pusulasının mikrofondan konuşan düzen içi sese bırakılmamasıdır.
Bu sürecin nereye ve nasıl evrileceği, eylem içinde geliştirilecek Gezi’den devralınmış iradeye, yöntem ve araçlara bağlıdır. Halklaşmış pratiklerin sınıflar mücadelesi tarihi boyunca gösterdiği gibi çeşitliliğin, farklarını değil güç ve imkanlarını öne çıkardığı birleşik mücadele zemini, ortaya bir sinerji çıkarır, yapabilme ve sonuç alma kapasitesi artar. Halk isyanının geliştiği zeminlerde yasalar değil meşruiyet geçerlidir; ülkenin dört bir yanında gençliğin pratiğinde görüldüğü gibi miğferin, copun, gazın değil, haklılığın ve kararlılığın hükmü geçerlidir.
Farklı zamanlarda yıllar içinde sağlanamayacak yoldaşlaşma, örgütlülük ve uyum, böylesi direnişlerde en mükemmel biçimini alır. Bu süreç, bu fırsat, bu sinerji yanlış yönlendirmelerle boşa harcanmamalı, kendi koordinasyonunu oluşturmalı, kendine has araçlarla ve doğru seçilmiş/ortaklaşmış hedeflerle yolunu açarak ilerlemelidir.
Şimdi, mücadele zamanıdır; şimdi küçük hesapların değil, birleşik bir güçle ve kolektif iradeyle geleceği kazanma zamanıdır.
Devrimci Hareket
21 Mart 2025